Dolphinarium Gerçekleri
1: Yunuslar havuzlarda sonar sistemini hiç mi kullanmıyorlar?

İlk olarak, yunusların "sonar sistemi"nin ne olduğu ve onu nasıl kullandıklarını anlatmakta fayda var.

Sonar sistemi veya ekolokasyon; Yunusların sevdiği sığ ve yosunlardan dolayı suyu bulanık olan bölgelerde besin bulmasını ve çevresini incelemesini kolaylaştıran bir algı organıdır. Sonar sistemin işleyişi şu şeklinde gerçekleşir. Yunuslar, yüksek frekanslı sesleri çıkartırlar ve bu seslerden gelen yankılarını dinleyip değerlendirirler. Uzaklık sesin çıktığı anla yankının geri dönüşü arasında geçen zamanla saptanır. Yunusların, ekolokasyon yapan diğer hayvanlarda olduğu gibi iki kulağı birbirinden hafifçe uzaktadır. Bu yüzden yankı, nesnenin pozisyonuna göre iki kulağa farklı zamanlarda ve farklı şiddetlerde varır. Süre ve şiddet farkı yunus tarafından nesnenin pozisyonunu belirlemek için kullanılır. Ekolokasyonla yunuslar sadece uzaklığı değil biçim ve büyüklüğü de saptayabilir. Yunusların sonar sisteminin çalışma prensipleri sistematik olarak bilim adamlar tarafında incelemiştir (bknz. Supin, A., Popov, V. & Maas, A. "The Sensory Physiology of Aquatic Mammals" – Kluwer Academic Publishers, 2001). Bu bilimsel çalışmaların çoğu zaten kapalı veya açık havuzlarda gerçekleşmiştir. Eğer ki yunuslar havuzlarda sonarı kullanamaz hale geliyor olsaydı bu çalışmaları yapmak zaten mümkün olamazdı. Havuzlarda doğan yunuslar bile, havuza giren yeni bir nesneyle ilgili bilgi toplamak için sonar sistemleri kullanırlar ve bunu çok basit bir ölçme metoduyla ispatlamak mümkündür.

2: Yunuslar sonarı havuzda kullanırken, herhangi rahatsızlık duyuyorlar mı?

Sonar sistemi sırf bulanık sularda yunusların çevre algısını güçlendiren ve bu yüzden sırf denizde kullanılan bir organ olarak görmemek lazım, çünkü bu sadece 2 memeli türünde bulunan ekstra bir duyu organıdır. Yani, gözler ve kulaklar da olduğu gibi sonar sistem de her daim kullanılır. Kapalı havuz gibi fiziki şartlar bu organın işlevselliği etkilememektedir, hatta havuz duvarlarından yankılanan yunus seslerinin yunusları rahatsız edici bir biçimde yansıdığı iddiası bilimsel olarak temelsizdir. Çünkü bir sesin yansıması asla orijinal sesten daha güçlü olamaz. Ve yunuslar ekolokasyon esnasında çıkardıkları sesleri etrafındaki şartlara göre çok iyi ayarlayabilirler. Mesela uzaktaki nesneleri incelemek için daha yüksek sesler çıkartırlar ki sesler o nesnelere ulaştığında geri yansıyabilsin. Tam tersine yakınındaki nesneleri incelerken çıkardıkları sesler ise uzaktaki nesneleri incelerken çıkardıkları seslerden daha düşüktür.

3: Yunuslarla rehabilitasyon sadece Dolphinarium sahiplerin maddi kârini mi sağlıyor?

Bu bir gerçek değildir. Bir çok ülkede yunuslarla rehabilitasyon programı senelerdir uygulanmaktadır. İstatistikler, yunuslarla rehabilitasyon programına katılan çocukların %80'inde gözle görünür olumlu gelişmeler olduğunu göstermektedir. Herhangi bir yunuslarla rehabilitasyon merkezinde rehabilitasyon programı bittiğinde velilerin yazdıkları sayılarca anket ve teşekkür mektuplarını görebilirsiniz. Ayrıca bu programı tekrarlatan birçok aile vardır ve herhangi bir faydası olmasaydı bunu yapmazlardı.

4: Yunuslarla rehabilitasyon ile ilgili yeterince bilimsel araştırma yoktur, o yüzden faydası tartışılabilir mi?

Yunuslarla rehabilitasyon çalışmaları ilk olarak 30 yıl kadar önce Rusya ve Amerika'da başlamıştır. O yıllarda çocuk felci, mental ve gelişimsel geriliği, çocuk nevrozları, çevre kirliliği yüksek bölgelerde yaşayan çocuklarda gelişen çeşitli rahatsızlıkları ve bir çok başka psikolojik ve fizyolojik bozuklukları teşhis edilmiş çocuklar yunuslarla rehabilitasyon programlarına katılmıştır. Olumlu sonuçlar alan bilim adamları iyileşmelerle ilgili birçok hipotez oluşturarak, araştırmalarını merkezi sinir sistemi kaynaklı diğer hastalıklarda da denemeye başladılar. Özellikle 1990-2000 yılları arasında bilim adamları elde ettikleri sonuçlardan makaleler hazırlayarak, bilim literatüründe yunus terapistinin yer almasını sağladılar (Lukina L. 1994, 2000, 2001, Кlingel М. 1996, Blow R. 1995, Donohi S. 1996).

Bugün gelinen noktada; yunusların sinir sistemi hastalıklarında pozitif gelişmeleri tetiklediği sonucuna ulaşılmış ancak insan beyin yapısının ve işleyişinin tamamı henüz çözülemediği gibi, bu aradaki bağlantı da net olarak henüz açıklanmamıştır. Bu sebeple bu araştırmaları bilimsel olarak yanlış betimlemektense, henüz tamamlanmamış bilimsel çalışma olarak adlandırmak gerekmektedir. Bu konuyla ilgili var olan hipotezleri buradan okuyabilirsiniz.

5: Yunuslarla rehabilitasyon ortamı insan için tehlikeli olabilir mi? (örn. yunuslar hastalara fiziksel zarar verebilir mi? İnsanlar, yunuslardan ve dolphinarium'da yaşayan diğer deniz memelilerinden enfeksiyon kapabilirler mi?)

İlk başta şunu belirtmek lazım: Rehabilitasyon programlarına katılan yunuslar ve seansları yürüten personel büyük titizlikle seçilmektedir. Çocuklarla çalışan yunuslar ona göre özellikle eğitilmiş olurlar. Yunuslar hiç bir zaman havuza giren çocuklara saldırmazlar. Çünkü herhangi bir yunus suya giren insanı ona zarar verebilen bir canlı olarak değerlendirmez. Hatta tam tersinde, havuza giren insanı yunuslar suyun içinde ciddi zorluk çeken ve yardım ihtiyacı olan bir canlı olarak görürler. Yunuslarda yardım etme duygusu içgüdüseldir. Örneğin, hasta olan bir yunus, diğer yunuslar tarafından itilerek su yüzeyine çıkarılır ki, nefes almak için enerji harcamasın.

Ayrıca, rehabilitasyon seansı esnasında sürekli yunusu gözetleyen antrenör bulunmaktadır; aynı zamanda, çocuğunuzu platformda ve suyun içinde yönlendiren ve olası yanlış hareketlerini engelleyen rehabilitasyon uzmanı vardır. Bu iki kişinin profesyonel davranışları seans esnasında meydana gelebilecek kazaların şansını sıfıra indirmektedir.

Enfeksiyon kapabilme konusuna gelince, bunun temelsiz bir iddia olduğunu söylemeliyiz. Çünkü, dolphinarium'da bulunan yunuslar ve diğer deniz memelileri hem düzenli olarak sağlık kontrolünden geçmekte hem de havuzdaki su dezenfekte edildiği için herhangi enfeksiyonun suyun içinde bulunması ve insana bulaşabilmesi imkansızdır.

6: Yunuslar ölü balık yedikleri için sürekli sindirim sistemleri hastalanıyor mu?

Bu doğru değil. Dolphinarium'larda deniz memelilerine özel şekilde dondurulmuş balık verilmesinin sebebi dondurulmuş balıkta herhangi bir bağırsak kurdu (helmintler) bulunmamasıdır. Sindirim sistemi hastalıklarının temel sebebi bağırsak kurdu ve diğer parazitlerdir ve onlar sadece canlı veya özel teknolojiyle dondurulmamış olan balıklarda bulunabilir. Bu yüzden dolphinarium'larda dondurulmuş balık ve diğer deniz ürünlerinin kullanılması deniz memelilerinin sağılığını korumasını amaçlar. Yunusların ve diğer deniz memelilerinin diyeti veterinerler tarafından geliştirilir ve birçok balık ve deniz ürünü çeşitleri içermektedir.

7: Yunuslar Dolphinariumlardaki havuzlarda yeteri kadar yüzemeyip depresyona giriyorlar mı? Bu sebepten dolayı intihar edebiliyorlar mı?

Bu iddianın temelinde 2 yanlışlık var. Birincisi, doğada yaşayan afalina türü yunusların kilometrelerce yüzmesinin sebebi yüzme ihtiyacı değil besin arayışıdır. Hatta dolphinarium'larda yaşayan afalina cinsi yunuslar doğada da koylarda ve kıyıya yakın yaşamayı tercih eden yunuslardandır. Yani, doğal ortamında bile avlanmadıkları zaman uçsuz bucaksız açık denizi değil, iyi bildikleri, dibine kolayca dalabildikleri ve sakin koyları seçmektedir. Dolphinarium'lardaki havuzların su hacmi deniz memelilerinin yaşam standartlarına uygun olarak ayarlanmaktadır.

İddiadaki ikinci yanlışlık, aslında birinciye bağlıdır, yani yunusların "yetirince" yüzemedikleri için depresyona girebildiği, hatta bu yüzden intihar edebilecekleri. Depresyon ve intihar kavramları insan psikolojisine aittir. Hiçbir bilim adamı deniz memelilerin bu tarz rahatsızlıkları geliştirebildiklerini söyleyemez. Çünkü bunu doğrulayan herhangi bir kanıt yapılan gözlem veya araştırmalar esnasında bulunmamıştır. Doğada görülen yunusların kendilerini kıyıya atması ve bu sebepten dolayı hayatları kaybetmesi sonar sistemlerindeki işleyiş aksaklıklara bağlanır. Bir hipoteze göre bu aksaklıklara yol açan faktör deniz trafiğinin yoğun olduğu yerlerde gemilerin kullandıkları radarlardır. Dolphinarium'larda yaşayan yunuslara gelince, hiçbir yerde bir "yunus intiharı" kayda geçmemiştir. Zaten profesyonel ve uluslar arası standartlara uyan tüm dolphinarium'larda böyle bir şeyin ortaya çıkması mümkün değildir. Örneğin, İstanbul Dolphinarium'da yaşayan tüm deniz memelerin hareket, fiziksel efor ve oynama ihtiyaçları titizlikle karşılamaktadır.

8: Dolphinarium' lardaki havuzlarında kullanılan klorür yunusların cildine veya gözlerine zarar veriyor mu?

Klorür, hayatımızın birçok alanında zararlı bakterileri yok etmek için kullanılır. Musluklarımızdan akan sudan, serinlemek için girdiğimiz havuzlara ve birçok kullandığımız temizlik malzemeleri de hepsi değişik miktarlarda klorür içerir. Ve nasıl bize zarar vermemek için evlerimizde kullandığımız suyun klorür oranı hesaplanıyorsa, aynı şekilde yunuslar ve diğer deniz memelilerinin yaşadıkları havuzun suyundaki klorürün miktarı da hesaplanmaktadır. Klorlama, dolphinarium'lardaki havuzların suyunun hazırlamasının aşamalarından biridir, çünkü yapılmadığı takdirde suda bulunan ve dışarıdan her an girebilen bakteriler deniz memelileri ve özellikle yunusların enfeksiyon kapmasına yol açabilir.

9: Yunusların üzerindeki yara izlerine benzeyen çizikler nedir?

Yunusların vücutlarında bulunan çizgiler cilt hastalıklarının veya kötü muamelenin izleri değildir. Doğada ve dolphinarium'larda grup halinde yaşayan yunuslarda bulunan çizgiler diğer yunusların dişleriyle bıraktığı izlerdir. Dişleriyle birbirlerinin üzerinde izler bırakmak yunusların sosyal ilişkilerinin bir parçasıdır. Aslında bu çizgiler, tıpkı insanların kimlik kartları gibi onları taşıyan yunusla ilgili bilgi sunmaktadır. Mesela, yunusun kafası ve sırt yüzgecine kadar vücut bölgelerindeki izler gruptaki hâkimiyet hiyerarşisinin yerini gösterirler (bknz. Biology of Marine Mammals, Reynolds, J – 2002). Bu izleri inceleyerek dolphinarium'daki antrenörler ve veterinerler yunuslara daha uygun ve konforlu sosyal ortamı yaratmaya çalışırlar.

10: Yunusları ve diğer Deniz Memelilerini eğitmek için aç bırakıyorlar mı? Aç oldukları için mi gösterilerde sürekli balıkla hareket ettiriyorlar?

Kesinlikle doğru değil. Çünkü deniz memelileri bütün canlılarda olduğu gibi aç kaldıkları zaman hiçbir şey yapmazlar, oynamaya ve insanlarla iletişime geçmeye motive olmazlar ve sonunda hastalanırlar. Bunlar hiç kimsenin istemediği sonuçlardır: hiç kimse buna izin vermez. Deniz memelilerinin eğitiminde kullanılan tek metot pozitif pekiştirmedir. Yani, deniz memelileri antrenörlerin istediği hareketi yaptıktan sonra ödüllendirilirler. Bu ödül balık olabileceği gibi, antrenörün onlara sevgisini göstermekle de olur (okşama, sarılma, şefkatli sözler söyleme gibi). Aynı zamanda gösterilerde yunusların ve diğer memelilerinin yedikleri balık miktarı günde tükettiği balığın toplamının sadece %30 u civarındadır. Onun dışında günün belirli saatlerinde beslenmeleri yapılmaktadır. O yüzden gösteriler asla onlar için tek doyabildikleri zaman değil ve tüm gösteri yıldızlarımız bunu çok iyi biliyorlar.

11: Yunuslar ve diğer deniz memelilerine eğitim esnasında fiziksel şiddet uygulanıyor mu?

Yukarıda bahsettiğimiz gibi, deniz memelilerine uygulanan tek eğitim yöntemi pozitif pekiştirmedir. Çünkü bu yöntem insanlarda olduğu gibi en iyi sonuç getiren yöntemdir. Fiziksel şiddet uygulamanın hiçbir yararı yoktur ve dahası herhangi iki canlı arasındaki diyalogun yok olmasına sebep olur. Profesyonel bir eğitici ise böyle bir risk almak istemez.

12: Dolphinarium'da yaşayan morsların azı dişleri sırf antrenörlerin rahatlığı için hunharca alınıyor mu?

İlk başta şunu söylemek lazım: Türkiye'deki dolphinarium'larda yaşayan morslar doğal ortamlarda yavruyken öksüz kalan morslardır. Annesini-babasını kaybeden küçük morslar insanlardan yardım görmeseydiler hayatta kalamazlardı. Çünkü dişi morslar, kendi yavrusu olmayan küçük morsları beslemez ve korumazlar. Doğada yaşarken Utrish Dolphinarium' un veterinerleri tarafından bulunan öksüz morslar acınası halde ve açlıktan gücünü kaybetmiş ya da çeşitli hastalıklara kapılmış durumda olurlar. Küçük yavruları dolphinarium'lara getirdikten sonra veterinerler ve antrenörler onların hayatları kurtarmak için ciddi çabalar gösterirler.

Mors yavrularında en sık rastlanan hastalık azı dişi enfeksiyonudur. Çünkü bu yavrular anne sütünden yoksun kalınca dişlerini kullanarak bulundukları yerde çaresizce besin ararlar. Bulundukları yeri ise yüzlerce morsun yaşadığı "rookery" denilen bir kara parçasıdır ve tahmin edebileceğiniz gibi bu alanın zemini dışkılar ve çürüyen balık kalıntılarıyla kaplıdır. Tabii ki böyle bir ortamın içinde yemek arayan yavru morslar çok kolay diş enfeksiyonu kaparlar. Diş enfeksiyonunu morslar için ölümcül tehlike olarak kılan şey ise morsların dişlerinin anatomik yapısıdır. Azı dişlerinin kökleri morsun beynine çok yakındır, ve eğer enfeksiyon çok şiddetliyse ve durdurulamıyorsa, beyinlere sıçramaması için tek çare azı dişlerini ameliyatla almaktır. Bu ameliyat çok zor ve büyük profesyonellik isteyen bir tıbbı müdahaledir. O yüzden veterinerler asla ona öncelik vermezler ve mümkün olduğu kadarıyla azı dişlerini korumaya çalışırlar. (bu başarının örneği Belek'teki dolphinarium'da yaşayan Sylvia adlı dişi morsudur). Ama söz konusu bir morsun hayatı olunca, veterinerler büyük bir titizlikle bu ameliyatı gerçekleşirler.

13: İngiltere'de ve İtalya'da Yunus gösteri merkezleri kapatıldı. İyi bir şey olsaydı oralarda kapanmazdı...

Şu an dünyada birçok akvaryum ve dolphinarium bulunmaktadır. Avrupa'da Dolphinarium sayısı 36, Kuzey Amerika'da 54, Rusya ve Ukrayna'da 11 dolphinarium bulunur ve sayıları sürekli artmaktadır. Yüz milyonlarca insan her sene dolphinarium'lardaki eğitici gösterilere katılırlar ve keyifli dakikalar geçirmekle birlikte deniz memelilerini yakından tanıma fırsatını bulurlar. Dolphinarium'lar iddia edildiği gibi insanlık dışı bir şey sergilemiş olsalar, bu kadar çok insan neden hala gösterilere katılırdı ki? Ayrıca doğal şartlarda deniz memelilerini gözlemlemeye çok az sayıda insanların gücü yetebilir – unutmayalım ki morslar, foklar ve beyaz balinalar doğada çok uzaktaki kuzey denizlerde yaşarlar. Dolphinarium'lar ise her gelir grubundan insana bu imkânı sağlar. Biz İstanbul Dolphinarium olarak gösteri programlarımızda hem deniz memelilerini insanların yakından görmesine fırsat vermekte hem de onların yaşam ve ihtiyaçlarıyla ilgili detaylı bilgi aktarmaktayız. Böyle bir yaklaşım özellikle çocuklar için çok etkilidir. Küçük misafirlerimiz erken yaşta hem hayvanseverliği öğrenmekte, hem de çevreci bir bakış açısına sahip olmalarına fayda sağlamaktadır.

14: Dolphinarium'daki hayvanlar doğal şartlarında çok daha iyi hayat yaşarlar o yüzden olduğu gibi açık denize bırakılabilir.

Objektif olarak baktığımızda doğada yunuslar ve diğer memeliler çok daha fazla tehlike ile karşılaşır. Mesela binlerce yunus her sene balıkçıların ağılarına takılarak ölür ve bazı ülkelerde balıkçılar tarafından öldürülür; her sene doğan morsların ise sadece %5'i çiftleşebildikleri yaşa kadar yaşarlar. Gittikçe kötüleşen ekolojik durumdan deniz memelileri de etkilemektedir. Örneğin 20. yüzyılın ortasından bu yana kadar 3 yunus türü yok olmuştur.

Diğer taraftan bakıldığında dolphinarium'larda yaşayan deniz memelileri olduğu gibi açık denize bırakmak onları ölüme terk etmekle eşittir. Çünkü dolphinarium'larda doğan veya ömrünün çoğu kısmını orada geçiren deniz memelileri kendi başlarına doğal şartlara adapte olamazlar. Denize bırakılmaktan önce uzun ve zor bir rehabilitasyon sürecini geçirmeleri gerekmektedir. Bu süreç ancak bu amaçla kurulmuş merkezlerde ve bu işin uzmanları gözetiminde gerçekleşmelidir. Yine de bu çabalara rağmen bir çok rehabilitasyon geçirmiş yunuslar ve balinalar insanların yanına dönmeyi tercih ediyorlar. Bu tarz vakalar deniz memelileriyle ilgili literatürde fazlasıyla yer almıştır.

Uzman olmayan insanlar bile katil balina Keiko'nun hikâyesini hatırlayabilirler. Keiko 2 yaşından beri insanlarla yaşıyordu ve Meksika'daki bir dolphinarium'da gösteri yıldızıydı. Ama asıl şöhret Keiko'ya 17 yaşındayken "Free Willy" filminde rol aldıktan sonra gelmiştir. Filmden sonra halkın dikkati Keiko'nun yaşam şartlarına yönelmişti ve doğal şartlara dönebilmesi için büyük bir kampanya başlatılmıştı. Keiko'nun rehabilitasyonuna 10 milyon dolardan fazla para ve birçok çaba harcanmış. 1998'de İzlanda'da açık denizden ağıyla ayrılmış kocaman bir koya yerleştirilmiş ve uzmanlar eşliğinde doğal hayata alıştırma çalışmaları başlamıştır. Birçok uzman insanlarla bu kadar fazla sene geçirdikten sonra Keiko'nun doğaya tam dönüş yapamayacağını söylemelerine rağmen, halkın ve çevreci grupların baskısından dolayı rehabilitasyona devam edildi. Ancak bütün çabalara rağmen Keiko doğada yaşayan orkalarla kaynaşamadı. 3 sene geçtikten sonra Keiko açık denize bırakıldı. İzlanda sularından gidip, Norveç kıyılarına yakın yaşamaya başladı. Sık sık balıkçıların motorlarına yaklaşıp, insanlarla iletişime girmeye çalışıyordu. Çünkü onun asıl ailesi insanlardı… Tekrar gözetlenmeye başladı ve maalesef 2003'de kıyıda ölü bulundu. Resmi kaynaklar Keiko'nun ölüm sebebi olarak zatürreeyi ilan ettiler. Doğadaki hayatı sadece 6 ay civarında sürmüş, henüz 23 yaşındaydı. Peki ya insanlarla kalsaydı kaç sene yaşayacaktı? Unutmayalım ki orkaların ortalama yaşam süreci 70 senedir.

15: Dolphinarium'lar sadece sahiplerine kar amacı mı gütmektedir…

Bu büyük bir yanılmadır. Dolphinarium'ların kültürel, aydınlatıcı, eğitsel, bilimsel, sağlıksal ve çevresel önemi bulunmaktadır. Biz İstanbul Dolphinarium olarak gösteri programlarımızda hem deniz memelilerini insanların yakından görmesine fırsat vermekte hem de onların yaşam ve ihtiyaçlarıyla ilgili detaylı bilgiler aktarmaktayız. Böyle bir yaklaşım özellikle çocuklar için çok etkilidir. Küçük misafirlerimiz erken yaşta hem hayvanseverliği öğrenmekte hem de çevreci bir bakış açısına sahip olmalarına fayda sağlamaktadır.

Karada yaşayan canlılardan farklı olarak, deniz memelilerinin (yunusların da dâhil olduğu sınıf) doğal şartlarda detaylı ve kapsamlı olarak araştırılması oldukça zordur. Bu nedenle yunus gösteri merkezleri bir gösteri merkezi olmanın yanı sıra gerçek birer bilim merkezi niteliğindedir. Bu merkezlerde yunusların davranışları, sinir sisteminin fizyolojisi, uykuları, hidrodinamiği, sonar sistemi, genetiği ve daha birçok konuya cevap bulmak için araştırmalar yapılmakta ve bu araştırmalar doğal şartlarda deniz memelilerinin incelemesi ile bilimsel olarak tamamlamaktadır. Yunusların kapalı ortamlarda bakılması yunuslar hakkında daha fazla bilginin elde edinmesinin yanı sıra büyük bilimsel önemi olan buluşların yapılmasına neden olmuştur.

Dolphinarium'ların çevresel önemini asla küçümsememek gerekir. Hayvanat bahçeleri ve doğal yaşam koruma parkları olduğu gibi dolphinarium'lar da yok olan türleri kurtarmayı hedefler. Doğada yok olmaya yüz tutmuş hayvan türlerini kurtarmanın en iyi yolu bu türlerin çoğalmasını kontrol altına almaktır. Zaten doğada yeterince çoğalamadıkları için yok olan bu türlerin bir tek şansı var – bilim insanlarının gözetimi altında türünü sürdürebilmektir. Hayvanların doğadan farklı ortamlarda çoğalmasını sağlamak oldukça bilgi ve deneyim isteyen bir süreçtir. Bu yüzden bir yunus veya deniz memeli türün henüz tehlikeye girmeden dolphinarium'larda çoğalabilmesine yönelik çalışmaları başlatmak gerekir. Örneğin, şuan nesli tükenmiş olan Çin nehir yunusu (Lypotes Vexillifer) için bu çalışmalara çok geç başlanmıştır. Bu yunusların dolphinarium'da bakımı ile ilgili yeterince deneyimi ve bilgisi olmadığından dolayı Çinli bilim adamları bu türü kurtaramamışlardır.